Ceylan ERTEM’e belki aşık olduğumuz o şarkısı… Ne güzel diyor dizelerinde

Elimde kan, kanımda senden bin zehirNe var ne yok yutuldu, bu taşlar kefil Kırıldı cam, dağıldık dört bir yanaKendimi kopardım, gördüm, bu aşk değil
Kayboldum, kayboldu içimden o seslerHer şeydi, son buldu kör bir hevesle

Bazen bir şarkı başlar ve ruhunuzun en kuytu köşesindeki, belki de kendinize bile itiraf edemediğiniz o ağır gerçeği yüzünüze vurur. Ceylan Ertem’in o eşsiz yorumuyla kulaklarımıza dolan bu dizeler, derin bir vedanın, tükenişin ve nihayetinde gelen o acı ama aydınlatıcı uyanışın hikayesidir. Avuçlarınızda kalan cam kırıkları, damarlarınızda dolaşan zehir ve her şeyin bittiği o an: “Gördüm, bu aşk değil.”

Bir arpa boyu yol almaya çalıştığımız şu garip, telaşlı hayatımızda hep bir masalın peşinden koşarız. Çocukluğumuzdan beri gökkuşağının diğer ucunda bizi bekleyen o gizemli hazineyi bulup zengin olmayı hayal ederiz. Oysa büyüdükçe anlarız ki insanın aradığı zenginlik küp küp altınlar, elmaslar ya da maddi pırıltılar değildir. Bizler, hayatın o yorucu koşturmacasında sadece tatlılıklarla dolu bal küpleri istemiştik. Bir çift güzel söz, içten bir gülüş, sığınacak liman gibi bir kalp… Aşkı ve sevgiyi en saf haliyle tatmak, ruhumuzu o eşsiz balla doyurmak arzulamıştık.

Ancak bal küpleri çok tatlıdır vaat etmesine ama o tatlılığa erişmek sandığımız kadar kolay değildir. O balı koruyan, peteği saran öfkeli arıların büyük savunmasını geçmek gerekir. Kimi zaman aşkın o yakıcı, savunmacı taraflarıyla mücadele ederiz; kimi zamansa uğruna ne kadar uzun yollar kat edersek edelim, asla erişemeyeceğimiz ama hep gözümüzün önünde duran o bal küpüne bakakalırız. Ufuktaki serap gibidir o; uzanmak istersiniz parmaklarınız boşluğa çarpar, vazgeçmek istersiniz ama gözünüzü ondan alamazsınız.

İşte şarkının ve hayatın en can alıcı kısmı tam da burada başlar. Ruhunuzu zehirleyen, sizi tüketen o imkansızlığın veya yanılsamanın ortasında kalakalmak mıdır kaderiniz? Hayır. Gerçek cesaret, o zehri fark edip kendimizi o yanılsamadan koparabilmektir. Bazen aradığımız bal küpüne ulaşamamak bir kayıp değil, kendimizi bulmamız için gereken en büyük kazanımdır. Camlar kırılır, dört bir yana dağılırız belki ama o dağılış, küllerimizden yeniden doğmamızın tek yoludur. Çünkü bazen en büyük zenginlik, uğruna savaştığımız bal küpünü geride bırakıp kendi bütünlüğümüzü yeniden inşa edebilmektir.