Bazı kağıtlar vardır denize atılır karşı limandaki sevgiliye ulaşsın diye, bazı kağıtlar vardır binbir parçaya bölünür hiç bir verilen sözün tutulmayacağı gibi kağıdı da yırtıp atarlar. Bazen çok zamanlar bekleriz. İki tekerlek üzerinde giderken gezdiğimiz diyarlarda kulağımızda bir müzikle belki bir arabanın kornasıyla uyanacağımız belki bir yokuşta nefes nefes kalacağımız geçmişimiz, geleceğimiz her şeyimiz olmasını istediklerimizin bize söyledikleri ile beraber yaşamaya yüz tuttuğumuz tahta eski bir kelebekli pencerenin arkasından baktığımız gibi yavaş yavaş yok ediliriz hayatlardan.
Balkondaki sardunyalar bile unutur adımızı; eski bir radyonun cızırtılı frekansında asılı kalır yarım yamalak kurulmuş cümleler. Ne gelen olur o yollardan, ne de giden; geriye sadece paslı bir anahtarın kilitte bıraktığı o acı ses kalır. Oysa kaç kez adını fısıldamıştık karanlığa, kaç kez rüzgara inanıp kapıyı ardına kadar açmıştık.
Şimdi ne o sokak var, ne de beklemeye değer bir yalan; elimizde kalan tek şey, kırık camların arasından sızan o soluk akşam karanlığı. Dışımız cemre, içimiz zemheri… Adı konmamış bir bekleyişin ortasında, rüzgarın unuttuğu bir yaprak gibi düşeriz zamandan.

