Bir pencere.. Evet mor, çiçekli sarmaşıklı bir pencere. Bazı pencereler karşıda denize, ormana, doğrudan huzura açılır; varlığın en yalın hâline dokunur. Bazıları ise adımlayabileceğiniz bir sokağa, bir ufuk çizgisine bile açılmaz. Ama siz onun ardında başka bir alemin varlığını hayal ettiğinizde, o denizin, o ormanın, o cömert doğanın vermediği, daha derin, daha sızılı ama bir o kadar da sarmalayıcı bir huzura açılır.
Çünkü bazı manzaralar gözle görülmez; ruhun en kuytu köşesinde, eksik kalmış bir hatıranın ya da henüz yaşanmamış bir özlemin üzerine kurulur. O pencere duvara baksın, tuğlalarla örülü olsun ne çıkar? İnsan, hayalinin genişliği kadar hür, inancının derinliği kadar ev sahibidir.
Odanın ortasında, hafif sarı saçlarına ustalıkla iliştirilmiş yıldızlı örgüsüyle öylece duran Lamia var. Saçındaki o parıltı, dışarıdaki gürültülü dünyadan habersiz, kendi gökkubesini taşıyan bir kadının sessizliğini fısıldar. Bileğinde ise kaderin izlerini taşıyan; yoncanın umudunu, şahmeranın kadim bilgeliğini ve yıldızların sönmeyen ışığını bir araya getiren o narin bileklik parıldar. Adı geçtiğinde odadaki bütün havanın rengi değişir; çünkü Lamia, dışarıdaki kirli kalabalıktan kaçıp sığınılacak tek yerin, kendi içindeki o sarp ve kimsesiz dağlar olduğunu çok iyi bilir. O, ne zaman o mor çiçekli pencerenin önüne gelse, zaman biraz daha yavaş akar, kolundaki şahmeran bileziğin tınısı sessizliğe karışır.
Pencere açılmaz, aralansa bile dışarıda sadece o kadının göğsüne sığdıramadığı rüzgârlar eser belki. Ama ben sana sarmaşıklar gibi sımsıkıyım.
Toprağa tutunmaktan başka gayesi olmayan, sarıldığı gövdeyi boğmadan onunla bir olan, kışın bile yeşilini kalbinde saklayan o sarmaşıklar gibi… Rüzgâr estikçe kopmayı değil, daha sıkı sarılmayı bilen; duvarın soğukluğunu unutturup ona kendi rengini veren bir sadakatle bağlıyım.
Ne dışarıdaki dünyanın ne de içerideki sessizliğin önemi var artık. Biz, açılmayan o pencerelerin önünde, kendi iç denizimizi yaratan iklimin aynıyız. Lamia pencerenin önünden her geçişinde, saçlarındaki yıldızların gölgesi ve bileğindeki kadim sembollerin iziyle bütün sarmaşıklar onun hüznüyle yeşerir; ben sana sardıkça bu oda, bütün ormanların en derin nefesini alır.

