Balkonlar… Hepimizin evinde vardır bir balkon anısı. Küçükken annelerimizin akşam ezanı saatinde “Haydiiiii!” diye bağırdığı balkonlar; bizim için oyunlarımızın en tatlı yerinde bölündüğü, o hüzünlü seslerle dolan bir yerdi. Bazen ise yağmur sonrası gökkuşağını izlemek için çıktığımız ama arada bir gök gürültüsünden korkup pıtı pıtı içeri kaçtığımız yerdi.
Büyüdükçe, balkonların bazen bir sığınak olmaya başladığını anladık. Sadece vücut ağırlığımızı değil; kaderlerimizi, hüzünlerimizi ve duygusal yüklerimizi de taşıyan bir yer oldu. Bir balkon, bir sigara, bir de geceyi hafifçe aydınlatan sokak lambaları…
Sabahın ilk ışıklarına kadar oturabildiğimiz, ama sonrasında sığınaktan çıkıp tüm kötülüklerin arasında gülümsemeye fırsat yaratacağımız yerler arıyoruz şimdi. Bulamadığımızda da yine evimize dönüp; o tüm mahallenin sesinin kısıldığı, kuşların bile ölmediği sığınağımızda buluyoruz kendimizi.
Bazen bir balkon; beş yıldızlı bir otel tatilinden, uzun bir orman yürüyüşünden daha iyi gelir insana. Kaç gece ağladığınızı kimse görmez orada. Görse de “Neden?” diyemez. Çünkü o sığınakta kimse görmez bizi…

