25.04.2026 – 22.25 su an Zakkum konserindeyiz. Bitince yaziyi yazicaz.

Bitti hatta 1 hafta geçti. Şu an tarih 02.05.2026.

O gece Kavaklı Meşe Korusu’nun serin havası, Zakkum’un o kendine has melankolisiyle birleşince zamanın nasıl geçtiğini gerçekten anlamadık. Bir hafta geçmiş olmasına rağmen hala kulaklarımda o ıslıkların yankısı, boğazımda ise o bağıra çağıra eşlik edilen nakaratların bıraktığı tatlı bir ağrı var.

Zakkum sahnede sadece şarkı söylemiyor; adeta hepimizin geçmişinden birer parça söküp önümüze koyuyor. “Anason” kokulu o eski masalara da döndük, “Gidiyorum Yolcu” diyerek içimizdeki bitmemiş veda sahnelerini de canlandırdık. Meşe ağaçlarının gölgesinde, gökyüzüne duman duman yükselen o efkar, aslında hepimizin ortak hikayesiydi.

Bazı anlar vardır, “anlatılmaz, yaşanır” klişesinin tam karşılığıdır. İşte o gece öyleydi. Bir ara etrafıma baktım; herkes kendi iç dünyasına çekilmiş ama aynı ritimle sallanıyor. Kimi bir ayrılığın yasını tutuyor, kimi eski bir dostu anıyor, kimi de sadece o anın enerjisiyle hayata “vuhuuu” diye bir çığlık bırakıyordu. Sigaraların biri sönmeden diğerinin yakılması sadece bir alışkanlık değil, o duygusal yoğunluğun dışa vurumuydu sanki.

Gelmediniz ya, gerçekten çok şey kaçırdınız. O gece orada sadece bir konser yoktu; toplu bir terapi seansı, eski bir dostla dertleşme ve en çok da “buradayız ve hala hissediyoruz” demenin en gürültülü hali vardı. Şimdi o geceden geriye kalan birkaç fotoğraf, biraz ses kısıklığı ve kalbimizde yer edinen o tanıdık sızıyla bekliyoruz.

Zakkum bu; tadı bazen zıkkım gibi boğazını yakar, bazen de en derin yaranı en naif haliyle sarar. Bir dahaki sefere o koruda, o seslerde buluşmak üzere; çünkü bazı geceler sadece bir takvim yaprağı değil, bir ömürdür.