Hayır ölü aşıklar değil, ölen aşklar da değil. Ölmüş bir aşkın adım adım gittiği diyarlardan..
Diyarların bir gün birisi Beyoğlu’nun sokaklarından Galata Kulesine, bir gün Fatih Karagümrükten, Sarıyer iskelesine belki Leyla ile Mecnun ‘da ki İsmail Abi’nin el salladığı ama hiçbir zaman dönmediği gidenin gelmediği o diyarların gemilerinden seslendiğimiz aşklar.
Aşkları istediğiniz gibi diyardan diya götürün en son ellerinizde paramparça belki kapısında sırılsıklam ama ellerinde çicekler olmadan beklediğiniz, hiç özlem duymasanız ama olmasını dilediğiniz gibi dolaşacağımız diyarlar.
Diyarlarımızı süsyelen şarkılar, şiirler belki de romanların içinde kendimizi bulmak istediğimiz karaterlerin Efsun’lu halleri bizi bir kısımda bir kısma taşıyor. Kendimize düşman olmak mı hayata düşman olmak mı diye düşündüğümüz her şey bizi bize bizle anlatıyor gibi. Bir tiyatro oyunundaki sahne tozunu görmeyen bilmez.
Yazılarımızda öyle değil mi diyardan diyara bir yol gibi kendi içinde bir fraksiyonlara ayrılıyor.

